GECİKMİŞ MEKTUP

Merhaba…
Uzundur tutmuyor devlet meteoroloji tahminleri,
Mesela bugün güneşli günü beklerken
Lapa lapa kar yağdı…
Umarım orada sıhhattesindir...
Beni soracak olursan ki olursun,
Bildiğin gibi…
Önce köpeğin mamasını verdim,
Gümüş kap içinde,
Sonra birkaç parça tavuk,
Kabak çiçeği dolması ve çorba ile
İndim mahzene…
Alt katımda beslediğim canavarı doyurmak için…
Dünyanın aynı yerlerinden aynı haberler gelmeye başladı…
Televizyonu kapattım…
Çok uzaktan arabaların sesleri
Bir insanı çıldırtmak için yeterli bir sebepti…
Bak yine bildiğin gibi bu mektup sana benden önce ulaşacak,
Elden bir şey gelmiyor,
Yazık ki gelmiyor…
Bildiğim ve korktuğum gibi bu hasret,
Elleri yakmakla olmuyor…
Dilbilgisi dersinden beş almakla olmuyor,
Cumhuriyet tarihi ile bitmiyor,
Tek dal sigara alarak geçmiyor…
Terliklerimi sürüyorum yere…
Eskiden ne kandırmışlar bizi,
Arabalar havaya uçmuş,
Ağzımız açık hayran hayran izlemiş çocuk çocuk…
O esnada meğer karanlıktan geçiyormuş ülke…
Ülke ve kent…
Ülke ve yetişkinler…
Ülke ve işkenceye yetişmişler…
Neyse şimdi bu konuyu açmayacağım…
Şimdi benim derdim bana,
Bizim derdimiz bize yetmez…
Taşar gider…
Taşar demişken…
Taşrada barınan birkaç dostum var…
Bak bundan hiç bahsetmemiştim…
Alt alta yazdım diye bu mektubu şiir sanma…
Biraz hastayım galiba…
İki ay önce aradılar üstümü başımı…
Çıplakken aradı doktorlar…
Birkaç parça buldular,
Bir şey çıkmadı,
Sonra galiba diye yüzüme baktılar…
Bana gitmemi temiz hava almamı söylediler,
Gitmedim…
Hastane ve duvarları ve özellikle bahçesi,
Huzur veriyordu…
Üstelik üstüme sigara kokusu sinmeden huzur veriyordu…
Çünkü ben yoldaşlarımla beraberdim…
Hastaydım ve o bahçede oturan herkes hastaydı
Veya hepimiz öyle sanıyorduk…
Şimdi bir efkârlı şarkı açıp mahzene ineceğim…
Boşalmış tabldot tabağını alıp yukarı çıkacağım…
Sen uykudasın…
Bir de efkârlı sigara yakacağım…
Neyse nerede kalmıştık…
Sanırım Kordon Boyu…
Ve bilmediğin çok şey var…
Ben iyi bir savaşçıydım,
Bundan beş yüz seksen sene önce…
Daha yirmi yaşındaydım
Ve o ateşin sırrını bir tek ben biliyordum…
Sonra şehir düştü,
Beni sürdüler…
Ateş ustası olarak çeşitli ülkelerde görev yaptım…
Birkaç savaşa daha hasbelkader katıldım…
Artık iflah olmayacağımı anladığımda
Kendimi bir denize bıraktım…
Kasabalılar beni bulana kadar baygın kalmışım vurduğum sahilde…
Aradan geçmiş yedi isyan…
Bir imparatorluk için çok uzun zaman…
O kasabada eski imparatoru gördüm…
Balıkçılığa başlamış…
“Dünya” dedim o gün…
Kulağını kaşımak için birkaç deprem yarattı…
Birinin onu andığını hissetti…
O günden sonra ben “Dünya” demedim…
O balıkçı kasabasını terk ettim…
Olduğum topraklara geri dönmek istedim,
Birkaç yazılı başvuru sonrası kabul edildim,
Dostlar edindim…
Çok zor günlerdi,
Aralarda kaynayıp gidiyorduk…
Okumak için diye kitap alıp yastık yapıyorduk,
Kimse sakallarını kesmediği için bütün erkekler aynıydı,
Her ölü için değişmeyen ritüel uygulanıyordu…
Hiç merak etme,
Bütün tepkiler aynıydı,
Birisi üstüne yoğurt döktüğünde aynı tepkiyi veriyordu,
Hiç susmayan çocuklara annelerin çığlığı karışıyordu,
Açıklardan kimliksiz gemiler geçiyordu,
Yine kimsesizler vardı,
Yine evsizler ve dünya sırrını bildiğini iddia edenler vardı,
Ayaklanmalar ve melodiler vardı,
Hasret vardı…
Neyse gelelim iki yüz yirmi üç yıl öncesine…
Ben o balıkçı kasabasında baya bir süre geçirdikten sonra
Bir ihtilal haberi okudum gazetede…
Sonra durur muyum?
El radyom, el fenerim, eldivenlerim…
En arkadan katıldım ihtilale…
Tam ortaya varmışken ihtilal oldu…
Pek bir rütbe alamadım…
Yine ortada kaldım…
Ortada görev verdikleri için açıkçası bozuldum…
Yalnız kendimi biliyordum…
Bir süre barınmalıydım…
Bir Avrupa şehrinde
Bir zaman ortacı olarak barındım…
Sonra aradan geçmiş yüz doksan iki sene…
Bir daha yolculuk vakti…
Biraz öksürüp geleceğim demiştim…
Artık doğduğum topraklara gitme vakti gelmişti…
Sonrasını biliyorsun zaten…
Herkes biliyor…
Arkası kırmızı önünde sen sarı bir fotoğraf,
Bir şeyler öğrendim insan pazarından…
“Ve” diyeceksem hiçbir virgül koymayacakmışım,
Virgül dedim de aklıma geldi gül nasıl?
Suyunu kes, sağlam kurusun…
Kurallar devam etti eller arasında…
Beş iki kuralına hala devam edecekmişiz,
Borsa iflaslarını kontrol ederken piyasalar,
Yakın arkadaşların dost cenazelerine gidecekmişiz,
Evdeki saksıları ihmal etmeyecekmişiz,
Şehir hatlarını iyi takip edecekmişiz,
Çok sarhoş olmayacakmışız,
Yaralayan şarkıları tek dinleyecekmişiz,
Çocukluğa hiç gitmeyecekmişiz,
Kedileri hep besleyecekmişiz,
Tembelleri sevmeyecekmişiz,
Bunlar susmadı ve ben
O esnada eskiye imrendim…
Çok parça eski mektup aldım,
Üç müzayedeye param yetti,
Sonra yalan söylediler,
Kaçtım...
Sonra soba olmayan evime soba borularıyla geldim…
Ne yapacağımı bilemedim ve sana sordum…
Sen…
Sen beyaz yanaklarınla her sabah bana denizköpüğü taşır mısın?

